Bölüm II: 12. Yargı Paketi ile Ceza Hukuku ve İdari Yargıda Neler Değişti?
12. Yargı Paketi, ceza ve idari yargıda anayasal düzenleme ihtiyaçlarına yanıt vermektedir.
Kamuoyunda “12. Yargı Paketi” olarak bilinen 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (“7589 sayılı Kanun”), 16 Temmuz 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş ve 31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Çalışmamızın ilk bölümünde 12. Yargı Paketi’nin özel hukuk, icra ve hukuk yargılaması alanındaki etkileri ele alınmıştır.
İkinci bölümde idari yargının yapısı ve kanun yolları; hükmün açıklanmasının geri bırakılması (“HAGB”), genetik veriler, dolandırıcılık suçuna iştirak, kaçak sanıkların yargılanması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi ve yargı teşkilatına ilişkin düzenlemeleri ele aldık.
Bu düzenlemelerin bir bölümü, doğrudan Anayasa Mahkemesinin iptal kararları sonrasında ortaya çıkan hukuki boşlukların giderilmesine yöneliktir.
Danıştayın daire ve üye yapısına ilişkin geçici rejim, 2030 yılına kadar uzatılmıştır.
2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun geçici 27. maddesinde yapılan değişiklikle Danıştayın daire sayısının ona düşürülmesine ilişkin geçiş süresi dört yıl uzatılmıştır.
2016 yılında başlayan ve 23 Temmuz 2026 tarihinde sona ermesi öngörülen geçiş süreci, 23 Temmuz 2030 tarihine kadar devam edecektir.
Daire sayısının azaltılmamasına paralel olarak, boşalan her iki üyelik için bir üye seçilmesine ilişkin geçici uygulama da 23 Temmuz 2030 tarihine kadar uygulanmayacaktır.
Düzenleme, Danıştayın mevcut dosya yükü ve kurumsal işleyişi dikkate alınarak mevcut daire kapasitesinin korunmasını amaçlamaktadır.
Tek hâkimle görülecek idari ve vergi davalarının kapsamı genişletilmiştir.
2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle, idare mahkemelerinde tek hâkimle çözümlenecek davaların kapsamı genişletilmiştir.
Düzenleyici işlemlere karşı açılanlar hariç olmak üzere, konusu 486.000 TL’yi aşmayan idari işlemlere karşı açılan iptal davaları ile tam yargı davaları tek hâkim tarafından karara bağlanacaktır.
Parasal sınırın dışında kalan bazı uyuşmazlıklar da niteliği itibarıyla tek hâkimle görülecektir. Bunlar arasında aşağıdaki uyuşmazlıklar yer almaktadır:
• Öğrenciler hakkında uzaklaştırma veya ilişik kesme sonucu doğurmayan disiplin cezaları.
• Sınıf geçme, not tespiti, yurt, kredi ve burs işlemleri.
• Kamu görevlilerinin geçici görevlendirme, yolluk, lojman ve izin işlemleri.
• Kamu görevlilerine verilen uyarma cezaları.
• Mesleki faaliyeti geçici veya sürekli engellemeyen meslek kuruluşu disiplin cezaları.
• 2022 sayılı Kanun kapsamındaki yaşlılık aylığı uyuşmazlıkları.
Vergi mahkemelerinde de konusu 486.000 TL’yi aşmayan davalar tek hâkim tarafından çözümlenecektir.
Tek hâkimle görülecek davaların kapsamının genişletilmesi, kurul hâlinde karar verilmesi gereken dosya sayısını azaltarak karar süreçlerini hızlandırabilir. Ancak uyuşmazlığın hukuki veya toplumsal önemi her zaman parasal değeriyle ölçülemeyeceğinden, uygulamanın gerekçeli karar kalitesi ve kanun yolu denetimi bakımından da değerlendirilmesi gerekecektir.
Bölge idare mahkemeleri kararın sonucunu koruyarak gerekçesini değiştirebilecektir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (“İYUK”) 45. maddesinde yapılan değişiklikle, bölge idare mahkemesinin istinaf incelemesi sonunda verebileceği kararlar daha açık biçimde düzenlenmiştir.
Bölge idare mahkemesi; ilk derece kararını hukuka uygun bulursa, kararın sonucunu hukuka uygun bulmakla birlikte gerekçesini yanlış veya eksik görürse gerekçeyi değiştirerek ya da maddi yanlışlıklar düzeltilebiliyorsa gerekli düzeltmeyi yaparak istinaf başvurusunun reddine karar verebilecektir.
Böylece doğru sonuca ulaşan ancak hukuki gerekçesi eksik veya hatalı olan ilk derece kararının sırf gerekçe nedeniyle kaldırılması önlenmektedir.
Bununla birlikte bölge idare mahkemesinin kurduğu yeni gerekçe, tarafların ileri sürdüğü iddia ve savunmaları karşılamalı; gerekçeli karar hakkına uygun, denetlenebilir ve somut uyuşmazlıkla bağlantılı olmalıdır.
Dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilebileceği hâller sınırlandırılmıştır.
Kanun, bölge idare mahkemesinin ilk derece kararını kaldırarak dosyayı mahkemesine gönderebileceği durumları sınırlı olarak saymıştır.
İlk incelemeye ilişkin kararlar, görevsiz veya yetkisiz mahkemece karar verilmesi, reddedilmiş ya da yasaklanmış hâkimin davaya bakması, dilekçenin reddi gerekirken esasa girilmesi, dosyanın yanlış hasımla tekemmül ettirilmesi ve talep hakkında hiç veya eksik karar verilmesi bu kapsamdadır.
Keşif veya bilirkişi incelemesi yapılmadan ya da zorunlu duruşma gerçekleştirilmeden karar verilmişse, bölge idare mahkemesi dosyayı geri gönderebilecek; isterse bu eksiklikleri kendisi tamamlayarak esas hakkında da karar verebilecektir.
Kanunda sayılan durumlar dışında dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi mümkün olmayacaktır.
Bu yaklaşım, dosyaların ilk derece ile istinaf mercileri arasında tekrar tekrar gidip gelmesini ve yargılama süresinin uzamasını önlemeyi amaçlamaktadır.
Bölge idare mahkemesinin sonucu değiştirdiği bazı kararlar temyiz edilebilecektir.
İYUK m. 46’ya eklenen hükme göre, maddede özel olarak sayılan temyize tabi davalar dışında kalan uyuşmazlıklarda, bölge idare mahkemesinin ilk derece kararını kaldırarak yeniden verdiği kararlar tebliğden itibaren otuz gün içinde Danıştayda temyiz edilebilecektir.
Ancak idare ve vergi mahkemelerinde tek hâkimle görülen davalar; 4081 sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanun’dan doğan davalar; taşınmaz zilyetliğine yapılan tecavüzün önlenmesine ilişkin davalar; Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’ndan doğan davalar; bölge idare mahkemesiyle ilk derece kararı arasındaki farkın kanundaki istinaf sınırını aşmadığı bazı parasal davalar ve yalnızca vekâlet ücreti veya yargılama giderlerine ilişkin kararlar temyiz edilemeyecektir.
Yeni sistem, ilk derece kararının istinafta önemli ölçüde değiştirildiği bazı dosyalarda Danıştay denetimini mümkün kılarken, tek hâkimlik ve düşük parasal fark bulunan davalar bakımından istinaf kararının kesinliğini korumaktadır.
Adli Tıp Kurumundaki belirli görevler dört yıllık süreye bağlanmıştır.
Adli Tıp Kurumu ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanabilmek için tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesine ya da ilgili alanda doktora derecesine sahip olma şartı getirilmiştir.
Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri, adli tıp grup başkanları ile adli tıp ihtisas dairesi başkanlarının görev süresi dört yıl olarak belirlenmiştir.
Görev süresi sona eren kişiler, yeni atama veya görevlendirme yapılıncaya kadar görevlerine devam edecektir.
Geçiş hükmüne göre Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte dört yıl veya daha uzun süredir bu görevlerde bulunanların görevleri sona erecek; dört yıldan az görev yapmış olanlar ise kalan sürelerini tamamlayacaktır.
Düzenleme, Adli Tıp Kurumunun uzmanlık ve yönetim yapısında belirli süreli ve öngörülebilir bir görev sistemi kurmaktadır.
Hâkim ve savcı yardımcılarının eğitim ve sınav sistemi kanuni çerçeveye alınmıştır.
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nda yapılan değişiklikle hâkim ve savcı yardımcılarına verilecek eğitimin kapsamı kanunda ayrıntılı olarak belirlenmiştir.
Eğitim programında anayasa ve insan hakları hukuku, ceza hukuku, özel hukuk, idare ve vergi hukuku, usul hukuku, duruşma yönetimi, karar ve gerekçeli karar yazımı, adalet hizmetlerinin yönetimi, uluslararası sözleşmeler ve kişisel gelişim gibi konular yer alacaktır.
Yazılı sınavlar yüz puan üzerinden değerlendirilecek; mazeret nedeniyle sınava katılamayanların mazeretlerini beş iş günü içinde Türkiye Adalet Akademisi’ne bildirmesi gerekecektir.
Sözlü sınavda mevzuat, içtihat ve uygulama bilgisi; hukuki meseleleri kavrama ve çözme yeteneği; özgüven, temsil kabiliyeti ve mesleğe uygunluk ile Türkçeyi kullanma becerisi, genel kültür ve yetenek ayrı ayrı yirmi beşer puan üzerinden değerlendirilecektir.
Bu değişiklik, hâkim ve savcı yardımcılığı eğitimini teorik mevzuat bilgisinin yanında uygulama, gerekçeli karar yazımı ve mesleki yeterlilik ölçütleri üzerine de kurmaktadır.
Hesap veya ödeme aracı kullandırarak dolandırıcılığa iştirak edenler için özel ceza indirimi getirilmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (“TCK”) 158. maddesine eklenen fıkrayla, dolandırıcılık suçuna iştirak bakımından özel bir indirim hükmü kabul edilmiştir.
Dolandırıcılık veya nitelikli dolandırıcılık suçuna iştirak eden kişinin katkısı, kendisine veya başkasına ait banka ya da kredi kartı gibi ödeme araçlarını veya banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcısı ya da kripto varlık hizmet sağlayıcısındaki hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgi veya araçları haksız menfaat sağlama amacıyla başkasına vermekle sınırlıysa, verilecek ceza yarı oranında indirilecektir.
Bu hüküm, kamuoyunda “IBAN kullandırma” veya “hesap kiralama” olarak ifade edilen bütün fiilleri cezasız bırakmamaktadır. Fiil suç olmaya devam etmekte; yalnızca katkısı hesap veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı kalan kişi bakımından cezada indirim öngörülmektedir.
Dolandırıcılığın planlanması, mağdurla iletişim kurulması, paranın aktarılması, suç gelirinin gizlenmesi veya organizasyonda başka görevler üstlenilmesi hâlinde kişinin katkısının yalnızca hesap kullandırmayla sınırlı olup olmadığı ayrıca değerlendirilecektir.
Kanun yolu incelemesinde bulunan ve yeni hükmün uygulanma ihtimali olan bazı dosyalar ilk derece mahkemesine gönderilecektir. İnfaz aşamasında bulunan ve daha önce etkin pişmanlıktan yararlanmamış kişiler ise, belirli koşullar altında mağdurun zararını altı ay içinde tamamen gidererek TCK m. 168’deki etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilecektir.
Yeni hüküm, af veya otomatik cezasızlık düzenlemesi değildir. İndirimden yararlanılabilmesi, kişinin suça katkısının hesap veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı olduğunun somut olayda belirlenmesine bağlıdır.
Genetik inceleme sonuçları için kayıt, kullanım, silme ve imha rejimi kurulmuştur.
Anayasa Mahkemesi, genetik inceleme sonuçlarının saklanmasına ilişkin önceki 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (“CMK”) m. 80/2 hükmünü kişisel verilerin korunması bakımından yeterli yasal güvence içermediği gerekçesiyle iptal etmişti. 7589 sayılı Kanun, bu iptal sonrasında ortaya çıkan düzenleme ihtiyacını karşılamaktadır.
Yeni hükme göre genetik inceleme sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılarak özel bir sisteme kaydedilecek ve bir örneği dosyada delil olarak saklanmak üzere soruşturma veya kovuşturma makamına gönderilecektir.
Kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddedilmesi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi hâllerinde veriler derhâl yok edilecektir.
Diğer durumlarda veriler, mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren yirmi yıl sonra Cumhuriyet savcısının huzurunda imha edilecek ve imha işlemi tutanağa bağlanacaktır.
İlgili kişi, saklamayı gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir neden bulunması hâlinde yirmi yıllık süre dolmadan da hâkim veya mahkemeden verilerin silinmesini talep edebilecektir.
Sistemdeki veriler yalnızca devam eden bir soruşturma veya kovuşturmada maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla hâkim, mahkeme veya Cumhuriyet savcısı kararıyla kullanılabilecektir. Savcının kullanım kararına karşı sulh ceza hâkimliğine başvuru imkânı bulunmaktadır.
Bu düzenleme, delil elde etme ihtiyacı ile genetik verilerin hassas niteliğinin gerektirdiği özel hayatın ve kişisel verilerin korunması arasında denge kurmayı hedeflemektedir. Uygulamanın ayrıntıları, Adalet Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığınca birlikte çıkarılacak yönetmelikle belirlenecektir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu Anayasa Mahkemesi kararları gözetilerek yeniden düzenlenmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 10 Temmuz 2025 tarihli, E.2024/98, K.2025/149 sayılı kararında, HAGB kurumunu yeniden incelemiş; özellikle kamu görevlilerinin görevleri nedeniyle işlediği işkence, eziyet ve kötü muamele niteliğindeki suçlarda HAGB uygulanmasını engelleyen açık bir hüküm bulunmamasını Anayasa’nın 17. maddesine aykırı bulmuştur.
7589 sayılı Kanun ile CMK m. 231’in beşinci ila on dördüncü fıkraları yeniden düzenlenmiştir.
İki yıl veya daha az süreli hapis cezasına ya da adli para cezasına hükmedilmesi hâlinde mahkeme HAGB kararı verebilecektir. Bunun için sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmaması, yeniden suç işlemeyeceği yönünde mahkemede kanaat oluşması ve mağdurun veya kamunun zararının tamamen giderilmesi gerekecektir.
Zararın derhâl giderilememesi hâlinde, denetim süresi içinde aylık taksitlerle tamamen ödenmesi koşuluyla da HAGB kararı verilebilecektir.
Sanık, beş yıl süreyle denetime tabi tutulacak; bu süre içinde dava zamanaşımı duracaktır. Denetim süresinde kasten yeni bir suç işlenmemesi ve yükümlülüklere uyulması hâlinde hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilecektir.
HAGB kararlarına karşı istinaf denetimi korunmuştur. Ancak istinaf yolu ilk kez 7589 sayılı Kanun’la getirilmemiştir; HAGB kararlarına karşı istinaf imkânı daha önce 7499 sayılı Kanun’la kabul edilmişti. 7589 sayılı Kanun, Anayasa Mahkemesinin son iptal kararı üzerine kurumu yeniden düzenlemiş ve denetim rejimini yeni metinde sürdürmüştür.
En önemli yenilik, HAGB’nin işkence ve eziyet suçlarında; ayrıca kamu görevlisinin görevi nedeniyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında kötü muamele sayılabilecek suçlarda uygulanamayacağının açıkça hükme bağlanmasıdır. Böylece Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesine doğrudan cevap verilmiştir.
Kaçak sanık sorgulanmadan mahkûmiyet veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyecektir.
CMK m. 247’de yapılan değişikliğe göre kaçak sanık hakkında kovuşturma yürütülebilecektir.
Ancak sanığın daha önce sorgusu yapılmamışsa hakkında mahkûmiyet veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı kurulamayacaktır.
Kaçak sanık hakkında güvenlik tedbirine karar verilmişse sanık veya müdafii, savunma hakkının kullanılmak istendiğini bildirerek yargılamanın yenilenmesini talep edebilecektir.
Düzenleme, sanığın yokluğunda yargılamanın tamamen durmasını önlerken, sorgusu yapılmamış bir kişi hakkında ceza sorumluluğunu kesinleştiren karar verilmesini engellemektedir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi süre ve başvuru sahipleri bakımından yeniden belirlenmiştir.
CMK m. 308’e göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları dışındaki Yargıtay ceza dairesi kararlarına karşı Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilecektir.
İtiraz süresi, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildiği tarihten itibaren üç aydır. Sanık lehine yapılacak itirazlarda süre aranmayacaktır.
Sanık veya sanık adına kanun yoluna başvurma hakkı bulunan kişiler; katılan, katılma talebi henüz karara bağlanmamış kişi ve katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar görenler, Başsavcılıktan itiraz yoluna başvurulmasını isteyebilecektir.
Bu kişiler doğrudan Ceza Genel Kuruluna başvuramaz. Başvuru, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından itiraz yetkisini kullanmasını isteme niteliğindedir.
Yeni süre kuralı, düzenlemenin yürürlüğünden sonra Başsavcılığa teslim edilen dosyalar bakımından uygulanacaktır. Daha önce teslim edilen dosyalarda eski hüküm geçerliliğini sürdürecektir.
Geçiş hükümleri devam eden dosyalar bakımından farklı uygulama rejimleri kurmaktadır.
12. Yargı Paketi’nin değerlendirilmesinde yalnızca yeni hükümler değil, hangi dosyalarda ne zaman uygulanacaklarını belirleyen geçiş hükümleri de dikkate alınmalıdır.
• İcra ve İflâs Kanunu’ndaki satış değişiklikleri, yürürlükten önce ilan edilmiş artırmalara uygulanmayacaktır.
• Tek hâkimle görülecek idari davalara ilişkin düzenlemeler, yürürlükten sonra açılan davalarda uygulanacaktır.
• İdari yargıda temyize ilişkin değişiklikler, yürürlükten sonra bölge idare mahkemelerince verilen kararlar hakkında uygulanacaktır.
• Vesayet mallarının elektronik satışına ilişkin hükümler, yürürlükten önce ilan edilen artırmalara uygulanmayacaktır.
• Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz süresine ilişkin düzenleme, yürürlükten sonra Başsavcılığa teslim edilen dosyalar için geçerli olacaktır.
• TBK m.55’teki tazminat hükümleri, yürürlükten sonra meydana gelen zarar doğurucu olaylara uygulanacaktır.
• Kanun’un yürürlüğünden önce açılan belirsiz alacak davalarında eski HMK m.107 uygulanmaya devam edecektir.
Kanun’un Danıştayın yapısına ilişkin hükmü 23 Temmuz 2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayım tarihinde; vesayet mallarının elektronik satışı ve e-duruşmada imzaya ilişkin hükümleri yayım tarihinden üç ay sonra; diğer hükümleri ise kural olarak yayım tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Teklif aşamasındaki iki önemli düzenleme nihai Kanun’a alınmamıştır.
12. Yargı Paketi hakkında değerlendirme yapılırken teklif, komisyon ve nihai kanun metinlerinin birbirinden ayrılması gerekmektedir.
• İdare aleyhine verilen para ilamlarının icraya konulmasından önce idareye başvuru yapılmasını öngören düzenleme.
• Bilgisayar, bilgisayar programları ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoymayı düzenleyen CMK m.134 değişikliği.
Bu iki düzenleme, Genel Kurulda kabul edilen önergelerle Kanun metninden çıkarılmıştır. Bu nedenle teklif ve komisyon aşamasında yayımlanan bazı açıklamalarda yer alan bu hükümler, yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun’un parçası değildir.
Düzenlemelerin etkisi yargısal uygulama ve ikincil mevzuatla şekillenecektir.
12. Yargı Paketi, ceza ve idari yargıda teknik değişikliklerin ötesinde yeni bir uygulama çerçevesi kurmaktadır. HAGB, genetik verilerin saklanması, idari yargıda tek hâkim sistemi ve istinaf-temyiz ilişkisi bu çerçevenin başlıca unsurlarıdır.
HAGB bakımından Anayasa Mahkemesinin kötü muamele suçlarına ilişkin tespitleri kanun düzeyinde karşılanmıştır. Genetik veriler yönünden saklama süresi, kullanım amacı ve silme hakkı düzenlenmiştir. İdari yargıda ise bölge idare mahkemelerinin dosyayı geri gönderme yetkisi daraltılmış; istinafın esas hakkında karar veren bir merci olarak güçlendirilmesi hedeflenmiştir.
Bununla birlikte, düzenlemelerin başarısı mahkemelerin yeni hükümleri nasıl yorumlayacağına, ikincil mevzuatın nasıl hazırlanacağına ve kanun yolu mercilerinin oluşturacağı içtihatlara bağlı olacaktır.
Bu nedenle, devam eden ve açılması planlanan dosyaların yürürlük ve geçiş hükümleri, kanun yolu imkânları, delil stratejisi ve olası mali sonuçlar bakımından dosya özelinde yeniden değerlendirilmesi önem taşımaktadır.