Anayasa Mahkemesi Kararı Işığında İki Ortaklı Limited Şirketlerde Haklı Sebeple Ortaklıktan Çıkarma Süreci

Giriş

Anayasa Mahkemesi ("AYM"), 25 Aralık 2025 tarihli ve E.2025/128, K.2025/273 sayılı; 17 Mart 2026 tarihli ve 33199 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan kararı (“Karar”) ile, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ("TTK") iki ortaklı limited şirketlerde haklı sebeple ortaklıktan çıkarma davası açılabilmesi için genel kurul kararı alınmasını zorunlu kılan hükümlerini, bu şirketler bakımından Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiştir.

Karar, özellikle ortakların eşit pay oranına sahip olduğu iki ortaklı limited şirketlerde uzun süredir uygulamada tartışılan önemli bir soruna çözüm getirmektedir. Önceki düzenleme uyarınca, haklı sebeple ortaklıktan çıkarılması talep edilen ortağın kendi aleyhine oy vermesinin beklenememesi nedeniyle dava açılması için gerekli genel kurul kararı alınamıyor; bu nedenle şirket, haklı sebepler mevcut olsa dahi ortaklıktan çıkarma davası açamıyordu. AYM'nin Karar’ı ile birlikte, şirketin devamlılığını sağlamaya yönelik önemli bir hukuki mekanizma olan haklı sebeple ortaklıktan çıkarma kurumunun iki ortaklı limited şirketlerde etkin şekilde işletilebilmesinin önü açılmıştır.

I. Arka Plan

TTK m. 640 uyarınca limited şirketlerde ortaklıktan çıkarma farklı hukuki mekanizmalar kapsamında gerçekleştirilebilmektedir.

1.       İlk olarak, şirket esas sözleşmesinde ortağın çıkarılmasına ilişkin sebepler öngörülmüşse, bu sebeplerin gerçekleşmesi halinde genel kurul kararıyla ortağın ortaklıktan çıkarılması mümkündür (TTK m. 640/1 ve m. 640/2).

2.       Bunun yanında, esas sözleşmede herhangi bir çıkarma sebebi öngörülmemiş olsa dahi, haklı sebeplerin varlığı halinde şirket, mahkemeden ilgili ortağın ortaklıktan çıkarılmasını talep edebilir (TTK m. 640/3).

Ancak TTK m. 616/1-(h) uyarınca ortaklıktan çıkarma davası açılması konusunda karar verilmesi genel kurulun devredilemez yetkileri arasında yer almakta; TTK m. 621/1-(h) ise bu kararın alınmasını ağırlaştırılmış toplantı ve karar nisabına bağlamaktaydı.

Bu sistem, çok ortaklı şirketlerde genel olarak uygulanabilir olmakla birlikte, iki ortaklı limited şirketlerde önemli bir uygulama sorununa neden olmaktaydı.

II. İki Ortaklı Limited Şirketlerde Ortaya Çıkan Kilitlenme Durumu

TTK m. 640/3 uyarınca şirketler tarafından haklı sebeple ortaklıktan çıkarma davası açılabilmesi, TTK m. 616 ve m. 621 hükümleriyle birlikte değerlendirilmelidir. TTK m. 616/1-(h) uyarınca ortaklıktan çıkarma davası açılmasına karar verilmesi, limited şirketler genel kurulunun devredilemez yetkileri arasında yer almakta; TTK m. 621/1-(h) ise bu kararın, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunmasıyla alınmasını öngörmektedir. Bu çerçevede, şirket adına haklı sebeple ortaklıktan çıkarma davası açılabilmesi için öncelikle genel kurulun bu ağırlaştırılmış karar nisabını sağlayarak dava açılması yönünde karar alması gerekmekteydi.

Ne var ki bu sistem, özellikle ortakların eşit pay oranına sahip olduğu iki ortaklı limited şirketlerde ciddi bir uygulama sorununa yol açmaktaydı. Zira ortaklıktan çıkarılması talep edilen ortağın kendi aleyhine oy kullanmasının beklenememesi nedeniyle gerekli genel kurul kararı fiilen alınamıyor ve şirketler, haklı sebepler bulunsa dahi ortaklıktan çıkarma davası açma imkânından yoksun kalıyordu. Böylece TTK m. 640/3 ile şirketin devamlılığını sağlamak amacıyla öngörülen ortaklıktan çıkarma mekanizması, iki ortaklı limited şirketler bakımından fiilen işlevsiz hâle gelmekteydi.

Bu durum uygulamada, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin tamamen ortadan kalktığı veya şirket yönetiminin kilitlendiği hâllerde şirketleri çoğu zaman haklı sebeple fesih davasına yöneltmekteydi.

Ancak haklı sebeple fesih davası, ortaklıktan çıkarma kurumunun gerçek anlamda bir alternatifi değildir. Nitekim bu dava, şirket tüzel kişiliğinin sona ermesine yol açabilecek nitelikte iken, ortaklıktan çıkarma kurumu şirketin faaliyetlerini ve tüzel kişiliğini koruyarak ortaklık ilişkisindeki sorunun giderilmesini amaçlamaktadır.

III. Anayasa Mahkemesi'nin Değerlendirmesi

AYM, Karar’da öncelikle haklı sebeple ortaklıktan çıkarma kurumunun şirketler hukuku bakımından üstlendiği işleve dikkat çekmiştir. AYM'ye göre bu kurum, ortaklık ilişkisinin sürdürülemez hâle geldiği durumlarda şirket faaliyetlerini sona erdirmeksizin uyuşmazlığın çözülebilmesini sağlayan önemli bir hukuki mekanizmadır.

AYM, iki ortaklı limited şirketlerde genel kurul kararının fiilen alınamaması nedeniyle bu mekanizmanın tamamen işlevsiz kalmasının, kanun koyucunun TTK m. 640/3 ile gerçekleştirmek istediği amaçla bağdaşmadığını değerlendirmiştir.

AYM ayrıca Anayasa'nın 48. maddesinde güvence altına alınan teşebbüs özgürlüğünün yalnızca şirket kurma serbestisini değil, şirketlerin faaliyetlerini sürdürebilmeleri için gerekli hukuki altyapının oluşturulmasını da kapsadığını vurgulamıştır. Bu kapsamda devletin şirketlerin ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmeleri için etkili hukuki mekanizmalar oluşturma yönünde pozitif yükümlülüğü bulunduğu ifade edilmiştir.

AYM, iki ortaklı limited şirketlerde ortaklıktan çıkarma davası açılmasını fiilen imkânsız hâle getiren mevcut düzenlemenin bu pozitif yükümlülükle bağdaşmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Karar’da ayrıca, haklı sebeple fesih davasının ortaklıktan çıkarma kurumunun gerçek anlamda alternatifi olmadığı da açıkça belirtilmiştir. Zira fesih davası şirketin sona ermesini hedeflerken, ortaklıktan çıkarma kurumu şirketlerin faaliyetlerini devam ettirmesini amaçlamaktadır.

Bu gerekçeler doğrultusunda AYM, TTK m. 616/1-(h) ve m. 621/1-(h) hükümlerinin iki ortaklı limited şirketler bakımından haklı sebeple ortaklıktan çıkarma davası açılmasına ilişkin genel kurul kararı alınmasını zorunlu kılan kısımlarını Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiştir.

IV. Kararın Uygulamadaki Olası Etkileri

Karar ile birlikte, iki ortaklı limited şirketlerde haklı sebeple ortaklıktan çıkarma davası açılabilmesi bakımından genel kurul kararı alınmasına ilişkin usuli engel ortadan kaldırılmıştır.

Bununla birlikte Karar, haklı sebeple ortaklıktan çıkarma kurumunun maddi şartlarını değiştirmemektedir. Haklı sebebin varlığı, bu sebebin ispatı ve mahkemenin somut olay bazında yapacağı değerlendirme bakımından mevcut hukuki çerçeve geçerliliğini korumaktadır.

Dolayısıyla AYM kararı, ortaklıktan çıkarma hakkının kapsamını genişletmemiş; yalnızca bu hakkın kullanılmasını fiilen engelleyen usuli zorunluluğu ortadan kaldırmıştır.

Karar’ın özellikle ortaklık yapısının sürdürülemez hâle geldiği, yönetim organlarının kilitlendiği ve ortaklar arasındaki güven ilişkisinin tamamen ortadan kalktığı iki ortaklı limited şirketler bakımından önemli uygulama sonuçları doğurması beklenmektedir.

Sonuç

AYM'nin iptal kararı, iki ortaklı limited şirketlerde uzun yıllardır öğretide ve uygulamada eleştirilen önemli bir usuli engeli ortadan kaldırarak, haklı sebeple ortaklıktan çıkarma kurumunun bu şirketler bakımından yeniden işlerlik kazanmasını sağlamıştır. Karar, şirketin feshi yerine şirketin devamlılığını esas alan çözüm yollarını güçlendirmesi bakımından şirketler hukuku uygulamasında önemli bir dönüm noktası niteliğindedir.

Bununla birlikte, Karar’ın ortaklıktan çıkarma kurumunun maddi şartlarını değiştirmediği gözden kaçırılmamalıdır. Şirketler tarafından açılacak davalarda haklı sebebin varlığı ve ispatı önemini korumaya devam edecek; mahkemeler somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapmayı sürdürecektir. Dolayısıyla Karar, yeni bir dava hakkı ihdas etmekten ziyade, mevcut dava hakkının kullanılmasını engelleyen usuli bir sınırlamayı ortadan kaldırmaktadır.

Öte yandan Karar yalnızca iki ortaklı limited şirketler bakımından hüküm ifade etmektedir. İkiden fazla ortağın bulunduğu limited şirketlerde ortaklıktan çıkarma davası açılmasına ilişkin genel kurul kararı ve karar nisabına ilişkin TTK hükümleri uygulanmaya devam edecektir.

Karar’ın, özellikle eşit ortaklık yapısına sahip limited şirketlerde ortaya çıkan kilitlenme durumlarının yönetimi bakımından önemli etkiler doğurması beklenmektedir. Bu çerçevede, iki ortaklı limited şirketlerin esas sözleşmelerinin ve ortaklık ilişkilerine ilişkin mevcut hukuki yapılarının karar doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi ve devam eden veya muhtemel ortaklık uyuşmazlıklarında bu yeni hukuki çerçevenin dikkate alınması önem taşımaktadır.

Karar’ın tamamına bu link üzerinde erişebilirsiniz.