İki Ortaklı Limited Şirketlerde Kilitlenmeye Yönelik Anayasa Mahkemesi’nden Önemli İptal Kararı
1. Karar Neye İlişkin?
Anayasa Mahkemesi, 17.03.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 25.12.2025 tarihli ve E.2025/128, K.2025/273 sayılı kararıyla (“Karar”), iki ortaklı limited şirketlerde bir ortağın haklı sebeple şirketten çıkarılması amacıyla dava açılmasını genel kurul kararına bağlayan aşağıdaki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) hükümlerini iptal etmiştir. İptal edilen düzenlemeler, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun: 616. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi ve 621. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendidir; bu hükümler “iki ortaklı limited şirketler” yönünden iptal edilmiştir.
Bu kapsamda, çıkarma davası açılabilmesi için genel kurul kararı alınması ve bu kararın temsil edilen oyların en az üçte ikisi ile oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunu birlikte sağlaması gerekmekteydi. Anayasa Mahkemesi, öngörülen karar yeter sayısının iki ortaklı limited şirketlerde fiilen sağlanamaması nedeniyle, şirket adına dava açılması yolunun işlevsiz hâle geldiği sonucuna ulaşmıştır.
2. Karar’ın Muhtemel Sonuçları ve Etkisi
Karar’ın en önemli sonucu, iki ortaklı limited şirketlerde ortaya çıkan ortaklık içi kilitlenme hâllerinde çıkarma mekanizmasının daha işler hâle gelmesidir.
Özellikle aşağıdaki durumlarda Karar’ın uygulamada önem kazanması beklenebilir:
- ortaklar arasında kalıcı yönetim kilitlenmesi yaşanması,
- şirket faaliyetlerini aksatan davranışların ortaya çıkması,
- güven ilişkisinin tamamen ortadan kalkması,
- feshe başvurmaksızın şirketin devamını sağlayacak bir çözüm ihtiyacının doğması.
Bununla birlikte Karar, uygulamaya ilişkin tüm usulî çerçeveyi belirlememektedir. Bu nedenle aşağıdaki konuların yargı içtihatlarıyla netleşmesi beklenmektedir:
- çıkarma davasının şirket adına hangi usulle açılacağı,
- dava açma iradesinin nasıl ortaya konulacağı,
- ayrılma akçesinin belirlenmesi ve ödenmesine ilişkin süreç.
3. Karar Üzerine Değerlendirme
Karar’ın, iki ortaklı limited şirketlerde uzun süredir tartışılan ve uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir tıkanıklık sorununa çözüm üretme amacına yöneldiği anlaşılmaktadır. Mevcut düzenlemede, çıkarma davası açılabilmesi için gerekli genel kurul kararının alınamaması, bu mekanizmanın birçok durumda fiilen işletilememesine yol açabilmekteydi.
Bununla birlikte, Karar’ın gerekçesinde, şirketler hukuku bakımından değerlendirilmesi mümkün bazı hususların sınırlı ölçüde ele alındığı görülmektedir. Özellikle, çıkarılması talep edilen ortağın, kendisine karşı şirket adına dava açılmasına ilişkin genel kurul kararında oy kullanıp kullanamayacağı ve buna bağlı olarak karar nisabının nasıl belirleneceği hususunun değerlendirilmesi önem taşımaktadır. TTK m. 619’da oydan yoksunluk, sınırlı hâller için düzenlenmiş olup bunlar; şirket yönetimine katılmış bulunanların müdürlerin ibralarına ilişkin kararlarda oy kullanamaması, şirketin kendi esas sermaye payını iktisabına ilişkin kararlarda esas sermaye payını devreden ortağın oy kullanamaması ve ortağın bağlılık yükümüne veya rekabet yasağına aykırı faaliyetlerde bulunmasını onaylayan kararlarda ilgili ortağın oy kullanamamasıdır. Öğretide hâkim görüş, yukarıda sayılan hâller dışındaki kararlarda, çıkarılması talep edilen ortağın oydan yoksun olmadığı ve oy kullanabileceği yönündedir. Nitekim karşı oy yazısında da bu hususa yer verilerek oydan yoksunluk meselesinin tartışıldığı görülmektedir. Bununla birlikte, menfaat çatışması esas alınarak çıkarılması talep edilen ortağın oydan yoksun sayılması gerektiği de ileri sürülebilir ancak bu yaklaşım mevcut düzenleme karşısında hâkim görüş olarak değil, tartışmaya açık bir yorum imkânı olarak değerlendirilebilir. Nitekim böyle bir yorum benimsenseydi, iki ortaklı limited şirketlerde çıkarma davası açılmasına ilişkin kilitlenme sorunu büyük ölçüde tartışma konusu olmaktan çıkabilirdi.
Bu çerçevede, dava açılmasını mümkün kılan mekanizmanın etkisiz hâle geldiği sonucuna ulaşılmadan önce, mevcut şirketler hukuku araçlarının sorunu gidermeye elverişli olup olmadığının ayrıca değerlendirilmesi, anayasal denetimin kapsamı bakımından daha ayrıntılı bir inceleme imkânı sunabilirdi.
Öte yandan, kararın, nitelikli çoğunluğa bağlanan diğer şirket kararlarında ortaya çıkabilecek benzer kilitlenme hâlleri bakımından da dolaylı etkiler doğurması mümkündür. Elbette kararın tüm kilitlenme hâlleri bakımından genel bir anayasal ihlal sonucuna işaret ettiği şeklinde yorumlanması isabetli olmayacaktır ancak bu tür durumlarda, hak arama özgürlüğü veya teşebbüs özgürlüğü temelinde anayasal denetim taleplerinin gündeme gelmesi ihtimali artabilecektir.
Ayrıca Karar, kanun koyucunun farklı şirket türleri bakımından öngördüğü yapısal denge ile anayasal müdahalenin sınırları arasındaki ilişkiyi de tartışmaya açmaktadır. Sermaye şirketlerinde öngörülen nitelikli karar nisaplarının, şirket yapısının bir unsuru olarak bilinçli bir tercih olduğu dikkate alındığında, bu alanlara yönelik anayasal müdahalenin kapsamı ve sınırlarının somut olay özelinde değerlendirilmesi gerekecektir.
4. Sonuç
Anayasa Mahkemesi, iki ortaklı limited şirketlerde bir ortağın haklı sebeple şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulmasını genel kurul kararına ve temsil edilen oyların en az üçte ikisi ile oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğuna bağlı tutan yapıyı, iki ortaklı limited şirketler yönünden Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir.
Ancak, kilitlenme haline karşı geliştirilen bu Anayasa Mahkemesi müdahalesinin eleştirilebileceği yönler de yukarıda açıklanmıştır. Bu Karar, emsal kabul edilmeksin, şirket ortaklarının şirket kurulurken kilitlenmeye karşı çeşitli mekanizmalar kurgulamasının önemi bir kez daha vurgulanmalıdır.
Karar’ın tamamına bu link üzerinden erişebilirsiniz.