12. Yargı Paketi ile Hukuk Yargılamasında Neler Değişti?
12. Yargı Paketi ile Hukuk Yargılamasında Neler Değişti?
Kamuoyunda “12. Yargı Paketi” olarak bilinen 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 16 Temmuz 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş ve 31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Kanun; icra ve iflas hukuku, noterlik işlemleri, kanuni faiz, vesayet, tazminat hukuku ve hukuk muhakemesi alanlarında doğrudan uygulamaya yansıyacak hükümler içermektedir. Belirsiz alacak davasının kaldırılması, kanuni faizin ekonomik göstergelere bağlanması ve duruşmalar arasındaki sürenin sınırlandırılması bu kapsamda öne çıkan başlıklardır.
Bu iki bölümlük çalışmanın ilk kısmında, 12. Yargı Paketi’nin özel hukuk, icra hukuku ve hukuk yargılaması alanlarında getirdiği değişiklikler ele alınmaktadır.
Miras yoluyla edinilen taşınmazlarda ilk artırma yalnızca mirasçılar arasında yapılacaktır.
İcra ve İflâs Kanunu’nun 114. maddesine eklenen düzenlemeye göre, bütün maliklerin mülkiyet hakkını miras yoluyla edindiği ve mirasçılar dışında herhangi bir üçüncü kişinin mülkiyet hakkının bulunmadığı taşınmazlarda, ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi hâlinde ilk artırma yalnızca malik olan mirasçılar arasında yapılacaktır.
Bu özel artırma usulü yalnızca bir defa uygulanacaktır. Mirasçılar arasında yapılan ilk artırmada verilecek teklifin, taşınmazın muhammen kıymetinin tamamı ile taşınmaz üzerinde öncelikli olarak güvence altına alınmış alacaklar ve satış masraflarından oluşan yasal alt sınırı geçmesi gerekecektir.
İlk artırmada sonuç alınamaması hâlinde ikinci artırma genel kurallar çerçevesinde yapılacak ve muhammen kıymetin yüzde ellisi esas alınacaktır.
Düzenleme, mirasçılara aileden kalan taşınmazı üçüncü kişilere geçmeden önce edinme fırsatı tanımaktadır. Ancak mirasçılar lehine sınırsız veya düşük bedelli bir önalım hakkı yaratılmamıştır. İlk artırmada muhammen kıymetin tamamının aranması, diğer mirasçıların mülkiyet hakkını ve taşınmazın gerçek ekonomik değerini koruyan bir güvence niteliğindedir.
Elektronik artırmalarda teminat ve ihale bedelinin yatırılmamasına ilişkin yaptırımlar ağırlaştırılmıştır.
Kanun, elektronik satış portalında yapılacak ilanların içeriğini ve artırmaya katılım kurallarını da değiştirmiştir.
Satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklı, artırma süresinin sona ermesinden önceki iş günü mesai bitimine kadar icra dairesine başvurursa, alacağının teminatı karşıladığı miktar ölçüsünde ayrıca teminat göstermeyecektir. Hazinenin de açık artırmalarda teminat göstermekten muaf olduğu ilanda belirtilecektir.
İhale bedelinin süresinde yatırılmaması hâlinde en yüksek teklifi veren kişinin teminatı iade edilmeyecek; öncelikle satış masrafları karşılanacak ve kalan tutar kanunda belirlenen hak sahiplerine ödenecektir.
İhale alıcısının satış isteyen alacaklı olması hâlinde, muhammen bedelin yüzde onu alacağından mahsup edilecek ve satış masrafları borçluya yüklenmeyerek kendisi üzerinde bırakılacaktır. Ortaklığın giderilmesi satışında bedeli yatırmayan kişinin paydaş olması hâlinde ise teminatın tamamı diğer paydaşlara payları oranında ödenecektir.
Bunlara ek olarak, ihale bedelini süresinde yatırmayan en yüksek teklif sahibine teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında idari para cezası uygulanacaktır.
Bu değişiklik, elektronik artırmalarda sonuç doğurma amacı taşımayan teklifleri ve ihale bedelinin yatırılmaması nedeniyle satış sürecinin tekrarlanmasını önlemeyi amaçlamaktadır. Yeni sistem, satış usulünün yanı sıra artırmaya katılanların mali sorumluluğunu da ağırlaştırmaktadır.
Vesayet altındaki kişilere ait malların satışı elektronik satış portalına taşınmıştır.
Türk Medeni Kanunu’nun 440 ve 444. maddelerinde yapılan değişikliklerle, vesayet altındaki kişilere ait malların satışında UYAP’a entegre elektronik satış portalı kullanılacaktır.
Vesayet altındaki kişinin menfaati gerektiriyorsa, değerli şeyler dışındaki taşınırlar vesayet makamının talimatı doğrultusunda elektronik satış portalında açık artırma yoluyla satılacaktır.
Taşınmazların satışı da aynı portal üzerinden gerçekleştirilecek ve ihale, vesayet makamının onamasıyla tamamlanacaktır. Vesayet makamının onamaya ilişkin kararını ihale gününden itibaren on gün içinde vermesi gerekecektir.
Bu düzenleme, vesayet altındaki kişinin malvarlığının mümkün olan en uygun bedelle ve denetlenebilir bir yöntemle satılmasını amaçlamaktadır. Elektronik artırma daha geniş katılım sağlayarak rekabetçi fiyat oluşumunu destekleyebilecek; vesayet makamının onayı ise satış işlemi üzerindeki yargısal denetimi koruyacaktır.
Bu hükümler, Kanun’un yayımlanmasından üç ay sonra yürürlüğe girecektir. Değişikliklerin yürürlük tarihinden önce ilan edilmiş açık artırmalarda ise eski hükümler uygulanacaktır.
Bedensel zarar ve destekten yoksun kalma tazminatlarında faiz başlangıcı iki döneme ayrılmıştır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesine eklenen hükümlerle çalışma gücünün azalması veya kaybından doğan zararlar ile destekten yoksun kalma tazminatlarında faiz başlangıcı özel olarak düzenlenmiştir.
Zarar görenin veya desteğin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat tutarına, haksız fiilin veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten itibaren kanuni faiz uygulanacaktır.Kazancın bilinemediği döneme ilişkin tazminat tutarına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilecektir.
Bu nedenle aynı tazminat hesabı içinde faiz başlangıcı bakımından iki farklı dönem doğabilecektir. Düzenleme, özellikle gelecekte elde edileceği varsayılan ve karar tarihindeki ekonomik veriler üzerinden hesaplanan kazançlara olay tarihinden itibaren faiz işletilmesine ilişkin tartışmaları gidermeyi amaçlamaktadır.
Tahkikat başlayıncaya kadar ifa amacıyla yapılan ödemeler de ödeme tarihine göre hesaplanacak tazminat tutarından oransal olarak mahsup edilecektir. Böylece erken ödeme yapan sorumlunun ödediği tutar, nominal değer üzerinden değil, ödeme tarihindeki tazminata oranı korunarak hesaba katılacaktır.
Yeni hükümler yalnızca yürürlük tarihinden sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar bakımından uygulanacaktır. Daha önceki olaylarda eski düzenlemeler geçerliliğini sürdürecektir.
Belirsiz alacak davası kaldırılmış ve temel işlevleri kısmi davaya aktarılmıştır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Belirsiz alacak davası; davacının dava tarihinde alacağın miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin kendisinden beklenemediği veya bunun objektif olarak mümkün olmadığı durumlarda kullanılmaktaydı. Bununla birlikte uygulamada, özellikle işçilik alacakları, sigorta tazminatları ve bilirkişi hesabı gerektiren uyuşmazlıklarda “alacağın gerçekten belirsiz olup olmadığı” başlıca bir usuli tartışma konusu olmaktaydı.
Kanun koyucu, belirsiz alacak davasını kaldırırken bu dava türünün sağladığı temel korumayı kısmi dava içine taşımıştır.
HMK m.109’a eklenen fıkraya göre, alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği durumlarda davacı, talebini aynı dava içinde bir defaya mahsus olmak üzere ve iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikat sona erene kadar artırabilecektir.
Bu düzenleme, yalnızca dava türünün adını değiştiren teknik bir müdahale değildir. Dava başında düşük bir tutar talep edilebilse de talep artırımı bir defayla ve tahkikatın sona ermesine kadar sınırlandırılmıştır. Bu nedenle bilirkişi raporunun alınması, itirazların değerlendirilmesi ve talep artırım zamanlamasının belirlenmesi dava stratejisinin önemli unsurları olmaya devam edecektir.
Özellikle şirketlerin kısmi davalarda risk ve karşılık hesabı yaparken uyuşmazlığın tamamını dikkate alması gerekecektir.
Kanun’un yürürlüğünden önce açılmış belirsiz alacak davalarında HMK m.107 uygulanmaya devam edecektir.
Duruşmalar arasındaki süre kural olarak üç ayla sınırlandırılmıştır.
HMK m.147’ye eklenen fıkra uyarınca duruşmalar arasındaki süre üç aydan uzun olamayacaktır.
Bilirkişi incelemesinin uzaması, istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi veya benzeri zorunlu hâllerde hâkim, gerekçesini açıklamak şartıyla daha uzun bir süre belirleyebilecektir.
Amaç, dosyaların uzun süre duruşmasız ve işlemsiz kalmasını azaltmaktır. Ancak yargılamaların fiilen hızlanması; bilirkişi, tebligat, keşif, istinabe ve mahkemelerin iş yükü gibi süreçlerin etkin yönetilmesine bağlı olacaktır.
E-duruşmaya katılanlar bakımından elle imza zorunluluğu daraltılmıştır.
HMK m.149’a eklenen hükümle, ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşmaya katılan kişiler bakımından elle atılan imzaya ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı kabul edilmiştir.
Ancak ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ve sulh olma işlemleri bu kuralın dışında bırakılmıştır.
Kanun koyucu, e-duruşmanın olağan işlemler bakımından daha işlevsel yürütülmesini sağlarken tarafların maddi hakları üzerinde kesin sonuç doğurabilecek usul işlemleri yönünden mevcut güvenceleri korumuştur. Bu düzenleme, Kanun’un yayımlanmasından üç ay sonra yürürlüğe girecektir.
Birleştirme ve ayırma kararlarının kanun yolu rejimi yeniden düzenlenmiştir.
Aynı yargı çevresindeki aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemeleri arasında verilen birleştirme kararına karşı yalnızca istinaf yoluna başvurulabilecektir.
İlk derece mahkemelerinin ayırma kararlarına karşı istinaf yoluna; bölge adliye mahkemelerinin birleştirme ve ayırma kararlarına karşı ise temyiz yoluna ancak esas hükümle birlikte başvurulabilecektir.
Kanun ayrıca, birleştirme veya ayırmaya ilişkin hukuka aykırılığın tek başına bölge adliye mahkemesinde hükmün kaldırılması veya Yargıtayda bozma sebebi oluşturmayacağını açıkça düzenlemiştir.
Bu hükümler, birleştirme ve ayırma meselelerinin müstakil kanun yolu süreçleri nedeniyle esas davayı geciktirmesini önlemeyi amaçlamaktadır.
Bölge adliye mahkemelerinin bazı kararlarında temyiz yolu yeniden belirlenmiştir.
HMK m.362’ye eklenen fıkra, bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece mahkemesinden farklı şekilde yeniden esas hakkında karar verdiği dosyalarda temyiz edilebilirliği yeniden düzenlemektedir.
Bölge adliye mahkemesinin kabul veya reddettiği kısmın miktar veya değeri HMK m.341’deki istinaf sınırını aşıyorsa, kural olarak temyiz yolu açılabilecektir.
Bununla birlikte, kararın değeri olağan temyiz sınırının altında kalıyor ve bölge adliye mahkemesi kararı ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki fark istinaf sınırını aşmıyorsa temyiz yolu kapalı olacaktır. Yalnızca yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkin kararlar da bu kapsamda temyiz edilemeyecektir.
Düzenleme, bölge adliye mahkemesinin ilk derece kararını parasal olarak önemli ölçüde değiştirdiği bazı dosyalarda Yargıtay denetimini mümkün kılarken, küçük farklar ve fer’î konular bakımından kanun yolu sisteminin uzamasını engellemektedir.
Hukuki bilgiyle çözülebilecek konularda bilirkişiye başvurulması disiplin yaptırımına bağlanmıştır.
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nda yapılan değişiklikle, mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözülebilecek konularda bilirkişiye başvurulması uyarma cezasını gerektiren fiiller arasına alınmıştır.
Yeni düzenlemeler, dava ve sözleşme stratejilerinin yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir.
12. Yargı Paketi’nin özel hukuk alanındaki temel yaklaşımı, yargılamayı uzatan usul tartışmalarını azaltmak, süreçleri hızlandırmak ve ekonomik değişimlerin hukuki alacaklara etkisini daha gerçekçi biçimde yansıtmaktır.
Belirsiz alacak davasının kaldırılması, kısmi davalarda talep ve delil stratejisini daha önemli hâle getirmektedir.. Duruşma aralıkları ve bilirkişilik düzenlemeleri ise yargılamanın etkinliğini artırmayı hedeflemektedir.
Bununla birlikte, bu hedeflerin gerçekleşmesi yalnızca kanun değişikliklerine bağlı değildir. Mahkemelerin iş yükü, bilirkişi kalitesi, tebligat sistemi ve istinaf-temyiz süreçlerinin işleyişi düzenlemelerin gerçek etkisini belirleyecektir.
Av. Ruhat ÇELİK
Kıdemli Yönetici Avukat